Empatinin pozitifliğine ihtiyaç duyulan şu günlerde yeni
bir bakış açısı bulma gayretine girdim ve bir soru sordum kendime “gururlu
insanları böyle olmaya iten sebep nedir?”
Hani vardır ya çevremizde “ilk adımı ben atmam” diyen, “ben ona gitmem o benim ayağıma gelsin” diyerek bencillikte çığır açan ya da “geri adım atacak değilim” mottosuyla özgüven kotasını yükselten insanlar; işte onlardaki gururdan bahsediyorum. Bu bahsettiğim gurur bir görüştür aslında, sanki dünyaya karşı alınmış bir tavır. Kökünde sevgisizlik olan, değersiz hissettirilmekle yoğurulmuş, karşıya hükmetmenin gücüyle desteklenmiş bir savunma mekanizması da diyebiliriz. Toplumda hiç hoş karşılamadığımız bu gururun da bir sebebi var aslında ve o sebep bizi çevremizden belki de en sevdiklerimizde uzaklaştırıyor. Bir çare bulsak ta onları bu çileden kurtarsak keşke. Gururun neresi çile diye sorarsanız eğer şu cevabı veririm size ’bu insanların değersiz hissetmemek ve daha fazla incinmemek için oluşturduğu bir kalkandır gurur. Ömür boyunca kendilerini korumak için diken üstünde beklerler. Belki de biz onları anlayarak, bu çileye son verip kendileriyle barışmalarına sebep olabiliriz.
Gururdaki haklılık
Gururun asıl sebebine baktığımızda sorun çok geride; mağdur edilen çocukluktadır. Kötü yetiştiricilerin eline düşmüş bir çocuk iletişim kurarken aldığı sinyalleri yanlış algılar ve negatif kodlar. Mesela tarafına yapılan eleştirileri bir suçlama, samimi olan cümleleri kinaye, sorulan soruları yargılama, şakalarını aşağılama olarak görüp övgüleri sinsi birer alaycılık gibi algılarlar. Eğer bu çocuk çevresi veya ebeveynleri tarafından değerli hissettirilseydi (çokça övülseydi demiyorum bakın) kendisine özsaygısı oluşurdu. Fakat bunun aksini yaşadıysa özgüvensizlik, utanç ve kendinden nefret etme duyguları ile savaşmak zorunda kalır. Bu savaşta büyümeye çalışan çocuk artık insanlardan korkar ve ansızın belirecek bir tehdide veya düşmanlığa karşı tetikte olur. Yine değersiz hissetmemek ve daha fazla incinmemek için oluşturduğu kalkan olan gurur da, karşısındakini lüzumsuz bir alay ile savuşturmasına sebep olur. Zira en ufak bir tavizi karşısındakinin merhamet ve hoşgörüsüne sığınmak yani bir acziyet gibi görür.
Aslında hepimizin inandığı bir değer görme algısı vardır. Mesela kimine göre bir ailenin çocuklarını yetiştirirken kısıtlamalara ve kalıplara maruz bırakması değer vermek, korumak olarak görülürken kimisi için de çocuğun kendisi gibi olmaya yönlendirmek ve tercih ettiği yaşamı desteklemek değer gösterme ve sevgi emaresidir (işaretidir). Bu durumda haklı-haksız ayıramayız elbette ama eğer kişi içten gelerek yaptığı bir eylem sonucunda çevresi tarafından suçluluk ve utanç duygusuna maruz bırakılıyorsa bu onu bir yol ayrımına sokacaktır. Ya özündeki insanı keşfedip bir barış ve rahatlık içerisine girer ya da kendisini başkalarına sevdirerek o değer görme hissini geri yakalamaya çalışır. Ama biliniz ki bu insanlar (kendini sevdirmeye çalışan) çoğunlukla kendilerini sevmezler ve maalesef ki ‘kendini sevmeyen başkasını da sevemez.’ Artık son çare olarak da kendini sevdirmek (ihtiyacı olan değer görme hissini yaşamak) için karşıya hükmetme ve boyun eğdirmeye çalışır. Zanneder ki eğer o da karşısındakini acımasızca değersizleştirir ve yok sayarsa (ebeveynlerinin yaptığı gibi) karşısındaki de ona mahkum olur.
İçtenlik zamanı geldi
https://yersizseyler.wordpress.com/2011/08/12/gurur/
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilGünümüz de kişileri ve etkilerini çok güzel anlatmışsınız, elinize sağlık...
YanıtlaSilSizin de yüreginize sağlık..🙏🏻
Sil