Değer yargılarının beni bir hayli zorladığı şu günlerde içimden bir ses 'kim' olduğumu iyice anlamamı söyledi. Sahi, ben benim kim olduğumu biliyor muyum?
Öz'ünde iyi insanlarız
Hepimiz bu dünyanın bir parçasıyız. İçimizde farklı coğrafyaların, farklı kültürlerin, farklı genlerin izlerini (daha doğrusu öz'lerini) taşıyoruz. Bugün burada Türk toplumunun kültür ve gelenekleri içerisinde yetişip bir öğrenci kimliğiyle bu yazıyı yazan ben; Belki çölde yaşayan bedevi bir ailenin çobanlığı devam ettirecek olan tek çocuğu, ya da Avrupa'nın en prestijli kurumlarından birinde, modernliğin uçsuz dünyası içinde adım adım kariyer planları yapan birisi veya Doğu'nun o öğretilmiş çaresizlik çatısı altında yaşam mücadelesi veren bir mazlum da olabilirdim. Sosyal kimliğimiz ne olursa olsun, hepimizin hissettiği, evrenin bize bir hediyesi olan ortak bir dil var: Yaşam dili.
Bu hayatta var olup yaşamamak bana kalırsa en büyük kayıptır. Ömründe bir kere bile hayat amacını sorgulamayan, yaşamda hissettiklerinin ve etkilerinin bilincinde olamayan bir insan; vardır, lakin yaşar mı bilmem. Bakmayın önem vermiyormuş gibi göründüğüne Öz'ünde iyi insandır. Yalnızca cesaret edemez.
Korkmaya değer mi?
Günümüzde en büyük tartışma konularından biri de; gelecek nesli yetiştirmede çatışan Kültürlerdir. Bir kısmımız "annemizden babamızdan böyle gördük" yargısının altına sığınırken birçoğumuz da "biz sıkıntı gördük onlar görmesin" düşüncesiyle çocuklarımızın yetişmesinde farklı bir boyut açıyoruz. Hangisinin doğru olduğu taraflarca ihtilafta olsa da kesin olan şey, kültürlerin doğurduğu sonuçlardır. 'Denetim odaklı korku kültürü'nde bireyler kendi fikirlerini savunmanın ve yaşamanın, sınırları aşmak suçlanmak ve dışlanmak ile neticeleneceğini düşündüğü için toplumun genel yargı ve düşüncelerine ayak uydurup "ayakta kalsam yeter" fikri ile kendilerini keşfedemezler. 'Gelişim odaklı değerler kültürü'nde ise amaç; bireyin kendi potansiyelini ve etkilerini, kendisi keşfedip başkası öyle istediği için değil, kendisi bunu yapmak istediği için değerlerini daha sağlam kuracağı seçimler yapmasını sağlamaktır. Ekmeğe basmama konusunu buna örnek verecek olursak: Bir taraf büyüklerinden ve çevresinden öyle duyduğu için buna dikkat ederken, diğer taraf ekmeğin bu hale gelişinde sarf edilen emeklere ve nîmetin faydasına saygı duyduğu için bunu yapar. Gerekçelerin eylemdeki etkisinin sağlamlığı düşünüldüğünde, aslolan korkutmak değil anlatmak olmalı.
Bizi biz yapan; ben
Hayatta kendimiz olarak varolmak bize değer katan en önemli farkındalıklardandır. Aslında hemen hemen hepimiz zaten kendimiz olarak yaşadığımızı düşünürüz. Öyle ki bir zırh gibi büründüğünüz sosyal kimliklerimiz, bir öğretmen bir doktor ya da bir avukat olarak bize neyi nasıl yapmamız gerektiğini ölçüp biçen bir terzi gibidir. Ancak etkilerimiz ve değerlerimiz söz konusu olduğunda 'kendin olma' duygusu belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Bedenlerimiz ve ruhlarımız içindeki Öz'ün farkına vardığında "Biz" olmanın yani insanını aidiyet hissinin ne kadar gerçek ve ne kadar rahatlatıcı olduğunu bilir, farkına varır. 'Ben bu toplumda varım' hissi onun etki alanlarının daha geniş ve güçlü olmasına sebep olacaktır "Bizi biz yapan değerler içerisinde benim etkim nedir?" Sorusu sorulduğunda bilinçli cevaplar verebilecek ve etkisinin farkına varacaktır. Birey sözcüğü toplumda çok fazla tartışmaya neden olsa da, halkı yani bizi oluşturan en temel ve en doğal hakikattir. İnsan toplumun bir üyesi olduğunu hissedip değerlerinin, düşünme tarzının ve hassasiyetlerinin farkında olarak farklılıklarla ve benzerliklerle bir uyum içerisinde yaşamayı dilediğinde; baş kaldırmak yerine değişime önayak olmanın daha akıllıca olduğunu anlar. Umarım Saygının bu erdemine bir gün hepimiz ulaşırız...
Kaynak:Var mısın? D. Cüceloğlu

Yorumlar
Yorum Gönder